Sağlık çalışanlarını yaşatın ki, sağlık hizmetleri de yaşasın

Modern hastanelerde mutsuz sağlık çalışanlarıyla hizmet verilerek sağlıkta dönüşümün ikinci ayağı hayata geçirilecek.

Sağlık çalışanlarını yaşatın ki, sağlık hizmetleri de yaşasın
Hizmet sunumunda iki önemli alan vardır. Biri sağlık, biri eğitim. Birisi canımızı, birisi geleceğimizi ilgilendiriyor. Hatta canımızı emanet ettiğimiz sağlık çalışanları da eğitimciler eliyle eğitiliyor. Bu iki hizmet kolu çalışanlarımızın sorunlarının çözümü, çalışma motivasyonlarının sağlanması ve artırılması bu sebeple önemli. Bugün, sağlıkta yaşanan hadiselere kısaca değinmek istiyoruz. Hepimiz hastane ve ilaç kuyruklarını yaşadık, yaşamayanlar da haberlerden görüp öğrenmiştir. Ben, üç gün kuyruk bekledim, sıra bana geldiğinde ilacın olmadığını öğrenmiş biriyim. 
Sağlıkta çok önemli bir değişim yaşandı. Sağlık hizmetlerine erişim kolaylaştırıldı. Sigorta hastanesi devri bitti. Sağlık hizmeti sunumundaki ayrımcılık sona erdi. Randevulu sistem başladı, herkes ilacını istediği eczaneden alabiliyor. Hasta hakları anlamında gelişmeler yaşandı. Hastane odaları değişimden nasibini aldı. Vatandaş memnuniyeti de buna bağlı olarak arttı. Bu değişim sürecinin başında bakan olarak Recep Akdağ bulunuyordu. Ve dolayısıyla bir iktidar politikası olan sağlıkta dönüşümün en önemli ayağı, Recep Akdağ aracılığıyla yürütüldü. Özellikle siyasi iktidar bunun nimetlerini fazlasıyla gördü. Vatandaşların sağlık hizmeti alımı 3,5 kat arttı. Buna bağlı olarak da memnuniyetler yüzde 30’lardan 80’lere ulaştı. 
Herkes memnundu, ancak sağlık çalışanları değildi. Bu kadar artan sağlık hizmeti sunumu ve memnuniyete karşılık sağlık çalışanlarının sayısında bir artış olmadı. 3,5 kat artan sağlık hizmeti, sayısı bu kadar artmayan sağlık çalışanları aracılığıyla verildi. Çalışanın yükü arttı, sonunda sağlık çalışanlarının büyük bir kısmı tükenmişlik sendromuna geldi. Hasta memnuniyeti adına sağlık çalışanlarını şikayet hatları kuruldu. Kimse çalışanın yanında durmadı. ‘Sağlık çalışanına şiddet uygulayan bana uygulamış gibidir’ sözleri havada kaldı. Kalıcı hiçbir yasal düzenleme yapılamadı. (Bu arada, Recep Akdağ yeniden sağlık bakanı olunca, çalışanların yüksek sesle sevinmesini de anlayabilmiş değilim. Akdağ, vatandaşı memnun etmişti, sağlık çalışanlarını değil.)
Performans sistemi dendi, ama sonucu hiç de memnuniyet verici olmadı. Sağlık çalışanları arasında huzursuzluğa sebep oldu. Doktorları önceleyen, onların memnuniyetini önemseyen bir noktaya gelindi. Sağlık çalışanı deyince, sanırım doktor bakan etkisiyle, bütün konulara hep doktorlar özelinde yaklaşıldı. Çalışanlara, ‘senin derdin ne, bir sorunun var mı’ denmedi. Sözleşmelinin bütün modelleri ile istihdam yapıldı, her model kendine özgü mağduriyetler oluşturdu. (Sözleşmeli olup,  haklarını bilerek göreve başlayan, göreve başladıktan sonra da 4/A kadrosunun haklarını isteyenleri de ayrı değerlendirmek lazım.) 
Dağıtılabilir döner sermaye oranı üzerinde gözü olanlar, ellerini hiç bu bütçeden çekmedi. Çalışana pay vermemek üzere adeta yemin etmiş bir anlayış ortaya kondu. Bu döner sermaye sistemini kim getirdi; bakanlık. Kazanılan her paradan çalışana pay vereceğim, dediniz mi; evet. Peki kazandırdıktan sonra o paraya niye göz koydunuz? Çalışanın emeğini, alnının terini gasp ediyorsunuz. Bu nasıl bir hak anlayışı, adalettir?
Dağıtılabilir döner sermaye oranı değişik şekillerde belirleniyordu. Bazen oluşturulan komisyonlar, bazen yönetici, bazen de genel sekreterlik tarafından belirlendi. Son olarak yapılan değişiklikle, dağıtılabilir döner sermayeyi belirleme yetkisi, Kamu Hastaneleri Kurumu’na verildi. Yani, Ankara’dan bütün Türkiye’deki çalışanların döner sermaye oranı belirlenecek. Bunun anlamı aslında şu: Bundan sonra kimse sabitin üstünde döner sermaye alamayacak.
Sağlıkta dönüşümün ikinci ayağı konuşuluyordu ya, sanırım artık o ayak da sağlık çalışanları göz ardı edilerek olacak. Sağlık çalışanlarının memnuniyeti, bakanlarımızın ziyaretlerde yaptığı konuşmalar, medyaya yaptıkları açıklamalarla sağlanmaya çalışılacak. Modern hastanelerde mutsuz sağlık çalışanlarıyla hizmet verilerek sağlıkta dönüşümün ikinci ayağı hayata geçirilecek. 
Anlamadığım nokta ya da anlamakta zorlandığım nokta; çalışana verilecek üç kuruş para niye insanların gözüne batıyor, onları rahatsız ediyor? Yahu onlar da bu ülkenin evlatları, bizim evlatlarımız, kardeşlerimiz. Niye işyerine yüzleri gülerek gitmelerinden bu kadar rahatsız oluyoruz, bunu onlara çok görüyoruz? Ek ödemeleri emekliliğe yansımıyor, yıpranma payı sözleri hayata geçmiyor. Emekli olduklarında minnacık bir maaşla yaşamaya çalışacaklar. Bari yaşarken, yüzlerini güldürmeye çalışın. Çok mu zor?
Yeni Sağlık Bakanımız Sayın Ahmet Demircan, bu yazıyı görür mü, duyar mı, bilmeyiz. Ama sağlık çalışanlarının sesine kulak verilmedikçe sorunlar çözülmez. Övündüğümüz Şeyh Edebali ne diyor; İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın. Siz de sağlık çalışanlarının sorunlarını çözün, hak ettiklerinin tamamını veremeseniz bile, vermeye çalışın. Taleplerine kulak tıkamayın. En azından onları onurlandırın, şiddete uğramalarını önlemek için ciddi adımlar atın. Mali konulardaki yasal düzenlemeler kadar acil ve keskin olmanızı beklemiyoruz ama, en azından bir kararlılık sergileyin. Mesela, Sayın Cumhurbaşkanının yıllar önce verdiği ve 14 Mart’ta tekrarladığı yıpranma payı konusunda kamuya açık bir mesajınız olsun. Bir çalışma yapın. 
Uzun lafın kısası;
Sağlık çalışanlarını yaşatın ki, sağlık hizmetleri de yaşasın.
Yaşayan modern binalar, bizi geleceğe taşıyamaz. Bizi taşıyacak olan insanımızdır, insani değerlerimizdir.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner40

banner41